Aile ve Toplum Merkezi

Günümüzde yaşanan değişime paralel olarak sosyal sorunlarda artış gözlemlenmekte birey, aile ve toplum sorunlarına çözüm üretmede yetersizdir. Sosyal sorunlar karşısında ilgisiz, tepkisizlik yerine ortak duyarlılık oluşturarak, organize olup çözüm üreterek geleceğe güvenle bakabilir, toplumsal barış ve huzuru sağlayabiliriz. Sosyal sorunların çözümü, toplum temelli sosyal hizmet organizasyon ve kurumlarla yeniden oluşturarak mutlu aile, güvenli toplum yapısı içersinde üretilir. Toplum temelli yaklaşımın merkezinde, insan vardır. İnsanın bedensel, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlarının karşılanması misyonunu oluşturur. Toplum temelli sosyal hizmetin stratejisi, sosyal sorunlar ortaya çıktıktan sonra değil oluşmadan çocuk, genç, kadın ve ailelere koruyucu ve önleyici hizmetleri içerir. Hizmetler gönüllü sivil toplum temsilcileriyle profesyonellerden oluşturulan uzman kadrolar ile işbirliği ve eşgüdüm içersinde yürütülür. Toplum temelli sosyal hizmet uygulamaları ile aile kurumunun güçlendirilmesi ve ailenin yaşam kalitesini yükseltilmesi hedeflenmelidir. Aile kurumunu oluşturan üyelerinin bilgi, beceri, eğitim ve niteliklerinin geliştirilmesiyle birçok sosyal sorunun önlenecektir. Ülkemizde halen göç büyükşehir merkezlerine doğru sürmekte, iç göçten etkilenmiş, kaynaklara ulaşamayan ve eşit fırsatlardan yoksun toplum kesimlerine sosyal hizmet sunulma zorunluluğu fırsat eşitliğin gereğidir.

Gelişmiş ülkelerde, devlet finansal destek sağlayarak çocuk, genç, kadın ve aile hizmetleri sivil toplum kuruluşları bu kuruluşları temsil eden kiliseler, dernekler vs. toplum örgütleri tarafından yürütülür.

Ülkemizde sivil toplum kuruluşları kendi çocuk, aile ve toplum merkezlerini kurmalıdır. Sistemi kurulmuş, yapılandırılmış, görevliler belirlenmiş, rol ve sorumlulukları tanımlanmış uzun yıllar ülkemize ve vatandaşlarımıza hizmet edecek kurumlar oluşturmalıyız. Bu kuruluşlar ticari olmayıp, kar amacı gütmeyen kuruluşlar olmalıdır. Sosyo-ekonomik düzeyi düşük toplum kesimlerinin yaşadığı yerlerde kurulmalıdır.

Türkiye Aile Platformu, ülkemizin farklı bölgelerinde yerel dinamikleri dikkate alarak aile hizmetlerinin standardını oluşturmalı ve kurumsallaşmasına öncülük etmelidir. Bir araya getirdiği sivil toplum kuruluşlarını kendi medeniyet ve kültürümüzden getirdiğimiz değerlerle, gelişmiş toplumların kurumsal organizasyonunu bir araya getirip topluma hizmete dönüştürmelidir.

Sizlerle paylaşacağım üç farklı proje önerisinde birinci basamak koruyucu ve önleyici, üçüncü basamak rehabilite edici sağlık ve sosyal hizmetler uygulamalarını içermektedir. Projeler, ilgili kamu kurum ve yerel yönetimlerin yükümlülüğünde olmasına rağmen geliştirilemeyen ve toplumun farklı kesimlerine ulaştırılamayan uygulamalardır. Bu projeler taslak düzeyinde olup alan akademisyenleri, çalışan uzman personel ve stk temsilcileri ile bir araya gelip geliştirilebilir ve sistemi yeniden kurulabilir.

Değerlendirmenize saygıyla sunarım.

Fatih Kılıçarslan

AİLE-DER Yönetim Kurulu Başkanı

AİLE VE TOPLUM MERKEZİ

PROJENİN AMACI

Hızlı toplumsal değişme, kentleşme ve göçün yarattığı sorunlar doğrultusunda, bireylerin, grupların, ailelerin ve toplumun sorunlarla baş edebilmeleri ve bireylerin katılımcı, üretken ve kendine yeterli hale gelmesi amacıyla; koruyucu-önleyici- eğitici-geliştirici, rehberlik ve rehabilite edici işlevlerini, bir arada ve en kolay ulaşılabilir kurumdur.

Kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve gönüllüler ile işbirliği ve eşgüdüm içinde sunmakla görevli ve yükümlü bulunan gündüzlü sosyal hizmet kuruluşlarıdır.

PROJENİN STRATEJİLERİ

Toplum Merkezleri öncelikle, şehrin

  •  Yoğun göç alan bölgelerde,
  •  Gecekondu bölgelerinde,
  •  Sosyal, ekonomik, kültürel farklılıkların yaşandığı bölgelerinde açılır.

UYGULAMA SÜRECİ

İç göçten etkilenmiş, kaynaklara ulaşamayan ve eşit fırsatlardan yoksun kalan çocuk, genç, kadın, erkek, yaşlı, özürlü gruplarına, koruyucu önleyici, eğitici, geliştirici hizmetlerin sunulmasıdır.
Kadınların bilgi, beceri, eğitim, inisiyatif gücü gibi niteliklerinin arttırılması, ortaya çıkma olasılığı olan pek çok sorunun önlenmesi anlamına gelmektedir. Bu gerçekten hareketle kadınların güçlendirilmesi Toplum Merkezlerinin en temel hareket noktasını oluşturmaktadır.

 UYGULAMA SÜRECİ

Toplum merkezlerinde verilen hizmetler aracılığıyla; yöre halkının bilgi ve bilinç düzeyi arttırılarak özellikle kadının aile ve toplum içindeki statüsünün yükseltilmesi, üretken hale getirilmesi, sağlık, beslenme, çocuk gelişimi ve eğitim ve ev ekonomisi konularında bilgilendirilmesi hedeflenir. Kadın, çocuk, gençlere vatandaşlık haklarından başlayarak insan haklarının ve çocuk hakları sözleşmesi kapsamında çocuk haklarının ve bu hakların nasıl kullanılacağını öğretilmesi, çeşitli konularda rehberlik yapılması, sosyal kültürel açıdan çok boyutlu ilgi alanlarının geliştirilerek halk katılımının sağlanması gerçekleştirilmektedir.

YETİŞKİNLERE YÖNELİK EBEVEYNLİK BİLGİSİ VE PROGRAMLARI:

  •  Baba Destek Eğitimi Programı
  •  Anne Çocuk Eğitim Programı
  •  Benim Ailem-Anne Çocuk Eğitimi Programı (0-6 yaş)
  •  7-19 Yaş Aile Eğitimi
  •  Çeşitli seminer, konferans, panel, söyleşi, eğitim toplantıları

UYGULAMA SÜRECİ!

  •  Aile içi iletişim sorunları
  •  Eşler arası anlaşmazlık
  •  Aile içi şiddet
  •  Ailede uyuşturucu, alkol v.b. bağımlılığı
  •  Çocuk istismarı
  •  Ebeveyn çocuk anlaşmazlığı
  •  Ortak sorunları olan bireyler arasında dayanışma ve destek oluşturma çalışmaları
  •  Rehberlik ve Danışmanlık
  •  Sağlık, Ekonomik, Hukuki sorunları,
  •  Özürlülük, yaşlılık alanları dâhil sosyal hizmet ihtiyaç talepleri,
  •  Eğitim sorunları,
  •  Psikolojik sorunlar
  •  Çevre düzenlenmesine yönelik sorunlar

 

EKİP

  •  PSİKOLOG
  •  SOSYAL HİZMET UZMANI
  •  SOSYOLOG
  •  AVUKAT
  •  İLAHİYATÇI
  •  ÇOCUK GELİŞİM UZMANLARI
  •  EĞİTMEN STK TEMSİLCİLERİ

AİLE DANIŞMA MERKEZİ PROJESİ

 PROJENİN AMACI

Evlilik sürecinin her aşamasında çiftlere, çocuklarının ruhsal gelişim dönemlerinde ebeveynlere, uyum ve davranış güçlükleri yaşayan çocuklara rehberlik, danışmanlık, terapi ve eğitim hizmetleri vermek temel hedeftir.

PROJENİN STRATEJİLERİ

  •  Hayatımızın temelini oluşturan kavramların temelini oluşturan aile her kültürde bir değer ifade eder. Tüm beklentilerin, isteklerin, arzuların, güzelliklerin, acıların yaşandığı bir kurumdur.
  •  Her ne kadar kentlerdeki modern yaşam aileler ve ana babalar üzerindeki baskı arttıysa da, yetişkinliğe adım atan gençlerin evlilik, ana babaların ebeveynlik becerilerini kazanabilecekleri ve ihtiyaç duyduklarında danışmanlık alabilecekleri ortamların ve fırsatların sayısı çok kısıtlıdır.
  •  Proje ilçenin her mahallesinde oluşturulan Aile Danışmanlık Merkezlerinde; iki tür hizmetin sürdürülmesini içerir.

1. Aile Rehberliği, Danışmanlığı ve Terapileri
2. Aile Eğitimleri

 

UYGULAMA SÜRECİ

  •  Aile Rehberliği, Danışmanlığı ve Terapileri aile ve çiftlere yönelik psikolojik danışmanlık ve terpi verme konusunda uzmanlaşmış profesyoneller tarafından sürdürülür. Aileler yaşadıkları ve bir uzman desteğine ihtiyaç duydukları bir sorunla ilgili olarak tüm aile fertlerinin katıldığı bir terapi desteği almak üzere ‘Aile Danışmanlığı’ birimine başvururlar.
  •  Çiftler arası iletişim,
  •  Çocuk gelişimi ve eğitimi,
  •  Ergenlik dönemi sorunları ve ergenlerle iletişim,
  •  Anne-baba tutumları ve
  •  Sağlıklı iletişim gibi konularda rehberlik ve danışmalık,
  •  Sağlıklı bir iletişim ortamının oluşturulması için tüm aile bireylerine;
  •  Psikolojik yardım ve destek,
  •  Aile Danışmanlığı çözüm odaklı kısa süreli terapi sistemi ile sürdürülür, aileler ihtiyaç duyulduğu sürece psikolojik danışmaya devam ederler.

UYGULAMA SÜRECİ

  •  Aile Eğitimleri, Aile Danışma Merkezinde evlilik hazırlığı içinde olan gençler, evli çiftler ve ana babalar için düzenlenen 5-10 oturumluk grupla eğitim modüllerinden oluşur.
  •  Eğitim 10 ayrı başlıkta 10′ar saatlik ( 5 hafta) seminerlerden oluşur. Bu 10 seminer iki defa tekrarlanır. Böylece beşer haftalık ( 10′ar saatlik) toplam 20 seminer (100 hafta) düzenlenir. Her seminer bitiminde katılım belgesi töreni yeni seminerin tanıtımı için bir hafta ara verilir. Seminerlerin 5 tanesini bitirenlere Aile Eğitimi sertifikası verilir.

UYGULAMA SÜRECİ

  •  Bir seminer grubuna en az 12 en çok 25 kişi katılabilir.
  •  Ailenin Yaşam Çevriminde Aile Destek Seminerleri konuları şunlardır:

* Aile Sağlığı ve Aile Hukuku
*Bebeklikten anaokuluna kadar çocuk
*Ailenin okul sistemine uyumu ve çocuğun okul başarısını etkileyen faktörler
*Çocuğun Gençlik Gelişim Dönemi ve ergenlik döneminde ebeveynlik sıkıntıları
*Ailede sıkıntı ve kriz durumu ile baş etme
*Ailede şiddet ve çatışma çözme
*Etkin komşuluk ilişkileri
*Gençlerin yuvadan ayrılması-çocuğumuz yetişkinliğe adım attığında
*Büyükanne/büyükbaba olma/ Yaşlı ana babalarımız ile ilgilenme

 

 UYGULAMA SÜRECİ

Özel konular:
Çocuksuz çift/ Çocuk evlat edinme- zorluklar ile baş etme
Ailede bir engelli kişinin bulunması.
Ailede kayıp ( özellikle evlat ölümü)
Özel ihtiyaçları olan çocuklara ana babalık etme: Engelli çocuk, kronik hastalığı olan çocuk vs.
Aile bireyleri içinde bağımlılığı olan bir kişinin bulunması: alkol, uyuşturucular, yeme bozuklukları
Boşanma- öncesi, sırasında ve sonrası
İkinci evliliklerde birleşmiş aile
Yaşlılık

 

YÖNETİM SİSTEMİ

  • EKİP PROFESYONEL MESLEK ELEMANLARINDAN;
  • PSİKOLOG,  PSİKOLOJİK DANIŞMAN, DOKTOR, SOSYAL HİZMET UZMANI, AİLE DANIŞMANINDAN, AVUKAT, İLAHİYATÇIDAN OLUŞTURULUR.

Cinsel İstismar Mağduru

Çocuk Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Model Önerisi

Toplumsal duyarlılık dediğimiz sosyal problemlere sahip çıkma ve onların çözümünde rol alma refleksi, gelişmişliğin bir kriteri olarak karşımıza çıkmaktadır. (Prof. Dr Oğuz Polat)

Küreselleşmenin etkisiyle tüm dünyada sosyal refah açısından büyük bir zenginlik dönemi yaşanırken, eş zamanlı olarak yoksulluk açısından da benzer bir görüntü sergilenmektedir (Şenses, Toplum ve Sosyal Hizmet Cilt 21, Sayı 1, Nisan 2010.74 2001: 13). Bu hızlı değişim sürecinde, ülkelerin birbirine olan karşılıklı bağımlılıkları giderek artmakta, ancak bu süreçten bütün ülkeler aynı oranda kazançlı çıkamamaktadırlar. Dünyadaki zenginliğin %85’i, dünya nüfusunun %20’si tarafından kullanılırken, en yoksul %20’lik kesim ise % .5’lik payla yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır (Şenkal, 2005: 85). Bu eşitsiz gelir dağılımı, yoksul ve azgelişmiş ülkelerde var olan sosyal sorunların daha da artmasına neden olabilmektedir. Toplumsal yapıda meydana gelen bu değişmeler karşısında toplum yeni bir denge durumunu bulabilmeye yönelik bir süreç içerisinde yol almaktadır. Bu hızlı değişimlerin de risk altındaki bireyler üzerinde çeşitli olumsuzluklar yaratması bazı sosyal sorunlara neden olması, kaçınılmaz bir toplumsal gerçeklik olarak mevcut sosyal sorunların temelini oluşturmaktadır.

Çocuk İstismarı

Çocuğun sağlığını, fizik ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen, bir yetişkin, toplum ya da devlet tarafından bilerek ya da bilmeyerek yapılan hareket ya da davranışlara “Çocuk İstismarı” denmektedir. Çocuğun sağlığı, fiziksel veya psikolojik gelişimi için gerekli ihtiyaçların karşılanmaması ise “Çocuk İhmali” olarak tanımlanmaktadır. Çocuk ihmal ve istismarı kapsamlı bir olgu olmasına karşın çocuğa yönelik istismar kapsamında fiziksel istismar ön plana çıkmaktadır. Aral (1997) yaptığı çalışmada çocukların % 65.72’sinin anne ya da babası tarafından fiziksel istismara uğradıklarını belirlemiştir.

Dünya Sağlık Örgütü 1999 yılında çocuk istismarı veya çocuğa karşı kötü muameleyi; “sorumluluk, güven ve yetenek ile ilgili genel durumunda çocuğun sağlığına, yaşamına, gelişimine ve değerine zarar verebilen, fiziksel ve/veya emosyonel kötü davranışı, ihmali, her türlü ticari çıkar için çocuğun kullanılmasını içeren davranışlar” olarak tanımlamıştır (Runyan ve ark.. 2002). Çocuğa yönelik kötü muamele ya da çocuk istismarı insanlık tarihi kadar eski, bir o kadar bilinen ancak ortaya çıkarılan sayısı kadar çıkarılmayanları da olan, sosyal ve tıbbi bir sorundur.

Bir istismar olgusunun saptanması, tıbbi ve psikolojik tedavi sürecinin dışında yasal işlemleri de zorunlu kılar. Çocukluk çağı travmaları içinde çocuk istismarı yinelenebilirliği, çocuğa genellikle en yakınları tarafından yapılıyor olması, bu nedenle de tanımlanması ve tedavi edilmesi en zor olan travma şeklidir (Johnson, 2000). Navalta ve arkadaşları yaptığı çalışmada bir grup kadında görülen sinirsel – psikososyal eksikliğin nispeten çocukluk çağında cinsel istismara uğramaları ile ilişkili olduğunu göstermiştir. (Navalta ve ark., 2006).

Çocuk istismarı ve ihmali; anne, baba ya da bakıcı gibi bir erişkin tarafından çocuğa yöneltilen, toplumsal kurallar ve profesyonel kişilerce uygunsuz ya da hasar verici olarak nitelendirilen, çocuğun gelişimini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve eylemsizliklerin tümüdür. Bu eylemlerin sonucu olarak; çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesi, sağlık güvenliliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur. İstismar ve ihmalin bu farklı şekilleri yalnız aileleri değil, toplumu, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemini ve iş alanlarını da etkileyen bir halk sorunudur (Taner ve Bahar, 2004; Akduman ve ark., 2005).

Cinsel istismar

Çocuğun bir yetişkin tarafından; cinsel uyarı ve doyum için kullanılması, fuhuşa zorlanması, pornografi gibi suçlarda cinsel obje olarak kullanılması cinsel istismardır. Genital bölgeye dokunma, teşhircilik, pornografi, ırza geçmeye kadar çok geniş yelpazedeki tüm davranışları kapsamaktadır. Cinsel istismarın mutlaka şiddet içermesi gerekmez, çocuğun rızasının olup olmadığına bakılmaz (Polat, 2000; Nurcombe, 2000). Cinsel istismara uğrama, cinsiyetler arasında farklılıklar göstermekte ve kızlarda üç kat daha fazla görülmektedir (Kara ve ark., 2004; Dubowitz, 2002). Finkelhor’a (1994) göre de pek çok cinsel istismar kurbanı kızdır. Bununla birlikte, erkek çocukların istismarının açığa vurulması kızlara oranla daha az olabilmektedir (Finkelhor, 1994). Cinsel istismar %77 olasılıkla aile, %11 diğer akrabalar, %5 bakımla ilgisi olmayan kişiler, %2 ise çocuğun bakımı ile ilgilenen diğer kişiler tarafından uygulanmaktadır. Faillerin çoğu 20-40 yaşları arasında olup, hafif derecede kadın üstünlüğü vardır, ancak sadece cinsel istismar açısından bakıldığında erkekler daha ön planda yer almaktadır (Kara ve ark., 2004). Kurbanın cinsiyeti ne olursa olsun faillerin çoğu erkektir ve kurban tarafından kim oldukları bilinmektedir. İstismarcıların birçoğu da çocukluklarında, ya cinsel istismara uğramışlardır ya da ev içerisinde şiddet olgusu vardır. Cinsel istismarcı birey genelde düşük eğitim ve sosyoekonomik düzeye sahiptir. Aile genelde tek ebeveynden oluşmaktadır (Tardif ve ark., 2005).

Cinsel İstismar İçin Risk Faktörleri;

o     Alkolik baba,

o     Annenin hasta olması veya evi terk etmesi,

o     Yetişkinlerin çocukla aynı odayı ya da yatağı paylaşmaları,

o     Kız çocuklarının babalarından ayrı yaşamaları,

o     Aile bireylerinde görülen psikiyatrik bozukluklar,

o     Annenin gece çalışmak zorunda olması nedeni ile çocuklara baba ya da üvey babanın bakması,

o     6 – 8 yaşlarında ve kız çocuk olmak,

o     Küçük kızda aniden gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı,

o     Anne veya babanın ya da her ikisinin ailesinde daha önce ensest ilişkinin varlığı,

o     İktidarsızlık ve psikopatidir (Polat, 2000; Karan, 2001; Polat, 2006).

Ensestin çocuk üzerindeki etkileri; çocuğun saldırganla olan ilişkisine, seksüel aktivitelerin şekline, şiddet kullanımına, fiziksel zararın varlığına, çocuğun işbirliğine, yaşına, gelişim basamağına ve travma öncesi psikolojik gelişimine bağlı olarak değişmektedir. Ailenin olaya tepkisi de konu üzerinde etkileyici rol oynamaktadır. Çocuğun tepkisi; korku, depresyon, dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu, ikincil enürezis ve enkoprezis (Elliot ve Peterson, 1993), davranış problemleri, okul problemleri, cinsel problemler gibi değişik şekillerde olabilmektedir. Bu çocuklarda konversiyon tepkilerine de yüksek oranda rastlanılmaktadır. Öfke tepkileri, zayıf impuls kontrolü, karşı olma, karşı gelme bozukluğu cinsel istismara uğramış çocuklarda gözlenebilmektedir (Gorey ve Leslie, 1997). Ayrıca parmak emme, tırnak yeme gibi davranışlara da sık rastlanılmaktadır. Bunun yanı sıra fobiler ve uyku bozuklukları, kız çocuklarında erkek çocukların yanında güvensizlik ve anksiyete belirtileri, bulantı, kusma, karın ağrıları, baş ağrıları gibi sorunlar görülebilmektedir. Daha büyük çocuklarda; suçluluk hissi ve depresyon görülebilir. Suçluluk hissi, olayın kendisinden değil aile fertleri ile daha sonra yaşanan olaylardan kaynaklanır. Adolesanlar; okulda başarı ve davranış sorunları, suça eğilim, konversif tablolar, panik ataklar (homoseksüel saldırı yaşayan erkek çocuklarda izlenir) yaşayabilirler. Kirli ve değersiz olma hissi yaşanabilir. Adolesan kızlar; mazoistik çok eşli cinsel yaşamı (bilinçsiz fantezilerine hitap ettiği için) tercih edebilirler. Ayrıca, genital hasar, hamilelik ve zührevi hastalık gibi fiziksel zararları da olabilir (Kurtay, 2004). Bu nedenle çocukların, cinsel istismarı tanımlama veya gösterme yeteneğinde olduklarına inanılmalı ve ciddiye alınmalıdır. Çünkü çocuklar, böyle bir hikaye uydurmak için gereken entelektüel ve cinsel deneyime sahip değildir (Karan, 2001).

“Çocuk İhmal ve İstismarının Önlenmesi” için gerekli olan koruyucu ve önleyici çalışmaların planlanması, organize edilmesi ve uygulanması; özellikle cinsel, fiziksel veya ağır ihmal sonucu travmaya maruz kalan çocuklar ile bu çocukların ailelerine yönelik, 1. derecede çocuğun ve 2. derecede ailenin örselenmesini önleyecek tedbirlerin alınmasının sağlanması; çocuktaki ve ailedeki olası travma ve örselenmeyi tedavi ve rehabilite etmek amaçlı çalışmaların yürütülebileceği, ayaktan rehabilitasyon hizmeti verebilecek, çocuk, aile ve topluma yönelik çalışmaların uygulamaya konacağı tam donanımlı ve gerektiğinde uzun süreli rehabilitasyon çalışmalarının yapılabileceği ve “ÇOCUK İZLEM ve REHABİLİTASYON MERKEZİ” olarak tanımlayabileceğimiz merkezin kurulmasını bir zorunluluk ortaya çıkmıştır.

ÇOCUK KORUMA VE REHABİLİTASYON MERKEZ MODELİ

Türkiye’de mevcut durum analizi

Türkiye’de çocuk ihmali ve istismarı evreninin boyutları bilinmemektedir. Çünkü henüz olması gerektiği şekilde tanı koyamamaktayız. Amerika her yıl düzenli olarak kanıtlanmış ihmal ve istismar olgularının rakamlarını yayınlamaktadır. Ülkemizde ise bu rakamlar yoktur. Sosyal Hizmetler’in rakamları var. Ancak sadece kendisine ulaşan vakaları bilmektedir. Emniyet’e ulaşan vakalar var. Cumhuriyet Savcılıkları’nda dava dosyaları var. Ama bunların hepsinin Ülkemizdeki çocuk istismarı ve ihmali evreninin buz dağının küçücük su üstündeki kısmını temsil ettiğini hepimiz biliyoruz. Çocuk ihmali ve istismarı olgularının Amerika koşullarında bile % 90’ı aslında sosyal sorunların toprağında büyüyerek gelişir. Dolayısıyla aslında suç değildir onlar. Örneğin Amerika’da bildirimde bulunulup kanıtlanmış olan olguların % 60-65’i ihmal olgularıdır. Aynen bizde olduğu gibi oradaki ihmal olguları da yoksullukla, düşük eğitim düzeyiyle, parçalanmış aileyle ilintilidir. Tıbbi, beslenme ve eğitim ihmaliyle de ilintilidir.  Bunlarda suç unsuru yoktur. Sosyal bir yaradan kaynaklandığı için, bu olgulara rehabilitasyon gerekmektedir. Dünya literatürüne bakıldığında cinsel örselenme her dört kadından birisini etkilemektedir. Erkeklere bakıldığında yedi sekiz erkekten bir tanesinin etkilendiği görülmektedir.Burada % 10’unu ilgilendiren bir patolojiden bahsediyoruz. % 10’u etkileyen bir hastalık için hiçbir şey yapmamak suçtur aslında. Bu suçu bu ülke işleye geldi. Ama artık işlememeli, buna bir çözüm üretmelidir.

Cinsel istismar vakalarına mevcut yaklaşım

Aile hekimi, okul, aile birisi cinsel istismardan kuşkulanıyor yada tanımlıyor, hastaneye gönderiliyor. Ve yasalarımız çerçevesinde kolluk kuvvetlerine bildirim zorunludur. SHÇEK’e (A.S.P.Bakanlığı)  bildirilmesi uygundur, gereklidir. Son beş yıldır bu tür olguların yasal bildirilme zorunluluğu gereği hemen herkes olayı polise bildiriyor. Polis kendi yasal süreci gereği Cumhuriyet Savcısı ile temasa geçmektedir. Cumhuriyet Savcısı da birinci ya da ikinci basamak sağlık kurumlarından gelen raporla –o kadar da yeterli raporlar değildir- Adli Tıp Kurumu’nu işin içine çekmektedir. Tabi bütün bu iletişim olurken aradan üç gün beş gün geçiyor, iki hafta geçiyor. Bundan 13 yıl önce, altı ay sonra Adli Tıp Kurumuna yazıyla gönderilip de cinsel istismar var mı sorusunun sorulduğunu biliyorum. Artık öyle değil. Ama iki hafta bile çok geç. Çünkü cinsel istismarda fiziksel bulgu var ise bile ancak olguların % 4-5 civarındaki kısmında tanı koydurucu fiziksel bulgu vardır. % 95 ve daha fazlasında, tanı koydurucu fiziksel bulgu yoktur zaten. O % 5’lik kısmında ise eğer akut cinsel saldırıdan hemen sonra birkaç gün içinde en geç bir hafta içinde çocuğun muayenesi yapılmamış ise büyük çoğunluğunda bulgular kaybolup gider. İlk üç gün içinde bulgu varsa bile iki hafta sonra muayene edilen çocukta bulgu kalmamış olabilir. İşte o noktada o % 5’lik grup için ve de hiçbir fiziksel bulgusu olmayan % 95’lik grup için tanı koydurucu faktör nedir? Çocuğun vereceği ifadedir. İşte o ifadeyi en iyi koşullarda almak aldırmak bizim sorumluluğumuzdur. Şu anda bunu henüz başaramıyoruz. Hala Cumhuriyet Savcılarının bürolarında mecburen alınıyor bu ifadeler. Savcıların odasında optimal koşulların sağlanması elbette mümkün değil. Dolayısıyla kanıtlar olması gerektiği şekilde toplanamayınca, fizik bulgu vardıysa onu kaybettik. Çünkü muayenelerin geç yapılmasından dolayı. Adli görüşmenin optimal koşullarını da sağlayamıyoruz. Dolayısıyla çocuğun bize gerçeği olanca çıplaklığıyla anlatması için olanak sağlayamıyoruz. Bu sefer de suçu ispatlamak için kanıt kalmıyor elde. Mahkemeye gidilemiyor. Olması gerektiği kadar mahkemelere ulaşamıyor bu olgular. Dolayısıyla istatistiklerde verilen dosya sayıları buz dağının tepe başını temsil etmektedir.

Çocuk İzlem Merkez Modeli

Kim olursa olsun herkesin cinsel istismarın farkına vardığında kolluk kuvvetleriyle Sosyal Hizmetlere (A.S.P.) bildirimle yükümlü olması gerekir. Ve de protokollerimiz öyle bir geliştirilmeli ki, kolluk kuvvetleri olsun SHÇEK (A.S.P.Bakanlığı)  olsun olayı kim öğrenirse bir diğeriyle çalışma zorunluluğunu getirmesi gerekli. Bütün bu profesyonellerin de Çocuk İzlem Merkezi modeli çerçevesinde birbirleriyle buluşmaları ve bu çocuklara verilecek olan en iyi tanısal değerlendirme olanaklarının sağlanması gerekmektedir.

ÇİM esas itibariyle tanısal bir merkezdir. Tanıya ve adli soruşturmaya yardımcı olması gereken bir merkezdir. Ama bu çocukların ve örseleme yapmayan aile bireylerinin tıbbi ve ruh sağlığı hizmetlerine ihtiyaçları olacaktır. Bu hizmetler de ya merkezin kurulu olduğu hastanede ya da çocuk psikiyatristinin bulunduğu hastanede verilecektir.

ÇİM modelinde Cumhuriyet Savcısı, Polis, Sosyal Hizmet Uzmanı bu sistemin içinde yer almaktadır. Çocuk ÇİM’e geldiğinde, ailenin psiko-sosyal değerlendirmesi yapıldığında, Sosyal Hizmet Uzmanı bu ailenin zaaflarını, güçlü yönlerini, ne yapılması gerektiğini anında öğrenmiş olacaktır. Savcı bey de gözleme odasından adli görüşmenin yapılmasını izler ve hatta kontrol eder, gereken soruların sorulmasını sağlar. Sonunda adli görüşmeciyle Savcı Bey birlikte raporu dikte ederler, savcı ve diğer personel imzalarını atar. Böylece Savcı Bey’in elinde ayrıntılı ve gereceğe en yakın olan ifade tutanağı bulunmuş olur. Çünkü adli görüşmeciler ileri derecede eğitilmiş donanımlı personel olacaktır. Bu işin özgün tekniklerini öğrenmiş olan personel olacaktır. Adli görüşme bittikten sonra çocuğun hem adli muayenesi, hem de gerçek muayenesi yapılarak, tıbbi rapor da Savcı Bey’e teslim edilecektir. Savcı Bey de UYAP Sitemi ile entegre edilmiş bir bilgisayar yardımıyla yazdırdığı ifade tutanağını, muayene raporlarını kendi sistemine işleyerek ceza ve koruma davası açabilecektir.

Üniversitelerin Çocuk Koruma Merkezleriyle karışmaması için Sağlık Bakanlığı tarafından kurulan merkezlerin ismi Çocuk İzlem Merkezi olarak tercih edildi. Aynı zamanda Çocuk İzlem Merkezi, adına bakarak orada ne yapıldığını insanlara ifşa etmeyen bir isim olduğu için uygun bulundu. Amerika’da benim sorumlu olduğum merkezin adı da Çocuk Değerlendirme Merkezi’dir. Dolayısıyla oraya istismara uğrayan çocukların geldiğini çocukların aileleri dışında kimse en azından adına bakarak bilemez. Bu merkezlerin Çocuk Hastanesi olan illerde Çocuk Hastanesi’nde, olmayan illerde ise Devlet Hastanelerinde kurulması planlanmaktadır. Bu merkezler Sağlık Bakanlığı şemsiyesi altında yapılandırılacaktır. Sağlık Bakanlığı bu merkezlerin bünyesine İl Sağlık Müdürlüğü kanalıyla merkezde tam zamanlı çalışacak, hizmet üretecek bütün personeli sağlayacaktır. Ankara’daki ÇİM’de bu sağlandı ve 2012 yılına kadar on pilot ilde on bir merkez daha kurulması planlanmaktadır. Bu merkezlere de gereken bütün personeli Sağlık Bakanlığı sağlayacaktır. Ama bu merkezlerde aynı zamanda SHÇEK, Cumhuriyet Savcılığı, Emniyet, Jandarma Çocuk Şubelerinden kolluk temsilcisi bulunacak ve Milli Eğitim Müdürlüğü özellikle olgu refere etme ve önleme çalışmalarına katkıda bulunma anlamında çok önemli bir paydaş olacaktır. Milli Eğitim Müdürlüğü derken Rehberlik Araştırma Merkezi kastedilmektedir. İldeki diğer kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları da bu örgütlenmenin paydaşı olacaktır.

Üniversitelerin Çocuk Koruma Merkezleri özerk yapıları nedeniyle Devlet kurumlarını bir araya getirmede sorun yaşadığı için ÇİM modelinin oluşturulması ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu modelle kurumların iş yükünün azaltılması ve çocuk istismarı konusunda hantal çalışan yapının etkinliğinin arttırılması hedeflenmektedir.

Çocuk Koruma Birimi

Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre, 18 yaşın altındaki her insan çocuktur ve sırf çocuk olmasından ileri gelen bir takım haklara sahiptir. Modern devletin, çocuğu toplumun yeniden üretilmesinin en önemli araçlarından biri olarak görmesiyle öncelikli olarak ayrı bir çocuk dünyası oluşturulmaya başlanmıştır. Bu anlayışın tüm topluma yayılması ancak örgün eğitimin yaygınlaşması ile mümkün olmuştur. Bu gelişim sürecinde tıp, biyoloji, pedagoji, psikoloji, sosyoloji gibi alanlardaki gelişmelerin, toplumların çocuğa bakışını değiştirdiğini de ayrıca belirtmek gerekmektedir. 20. yüzyıla egemen olan modern çocukluk paradigması, çocukların yetişkinlerden farklı olduğu, çocukların yetişkinliğe hazırlanması ve yetiştirilmesi gerektiği ve çocukların yetiştirilme sorumluluğunun yetişkinlere, ailesine ve devlete ait olduğuna ilişkin üç temel varsayıma dayandırılmaktadır. Çocuk Hakları Sözleşmesi ile birlikte çocuklar sadece korunması gereken varlık olmaktan çıkarak özel hakları olan özneler olmuşlardır (Can, 2009: 89).

Ülkemizde 2005 yılında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu yürürlüğe girmiştir. Kanun sonrasında; suç mağduru ya da suça sürüklenen çocuklar hakkında mahkemeler tarafından verilen danışmanlık, barınma ve bakım tedbirlerini uygulama yükümlüğü Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüklerinin sorumluluğuna verilmiştir. Tedbir karalarının uygulanması için yasal dönemler öngörülmüş ve yapılan çalışmaların raporlaştırılarak ilgili mahkemeye sunulması yasal zorunluluk haline getirilmiştir. Ancak yasal düzenlemeler ile birlikte, onlara eşlik eden yeterli kurumsal yapılanmalar oluşturulmadığından, güncel uygulamalarda dönüşüm sağlanamamıştır. Kamusal alanda çocuğun yüksek yararının eksiksiz bir şekilde ortaya konması için emniyet, adli makamlar, sağlık ve sosyal hizmet alanında yapısal dönüşümlerin sağlanarak multidisipliner yaklaşımın geçerlilik kazanması gerekmektedir. İstismara maruz kalan çocuklarla çalışılırken karşılaşılan sıkıntıların başında sosyal hizmetler, hukuk ve tıp alanlarında insan gücü, donanım ve kaynakların yetersiz olması, işbirliği ve eşgüdümün sağlanamamasıdır. Çocuk koruma sistemi iyi çalışmadığında çocuk korunamadığı gibi, süreç boyunca ikincil olarak örselenmekte ve bazen bu süreç çocuk için olayın kendisinden daha yıpratıcı olabilmektedir (Beyazova, Şahin, 2007: 17).

 

“Çocuk Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi” Model Önerisi

Projenin Amacı;

Cinsel istismar mağduru çocuklara ve ailelerine psiko-sosyal danışmanlık ve rehabilitasyon hizmeti vererek çocuğun yaşadığı travmanın etkisini hafifletmek ve toplumsal hayata adaptasyonunu sağlamaktır. Çocuk ve ailenin merkezin programlarından yararlanmasıyla çocuğu geleceğe sağlıklı birey olarak hazırlamaktır.

Proje Dayanağı

03/07/2005 Tarih 15.07.2005 resmi gazete tarih ve 25876 resmi gazete sayısı ile “5395  sayılı ÇOCUK KORUMA KANUNU” DUR.

Madde 3 d) Kurum: Bu Kanun kapsamındaki çocuğun bakılıp gözetildiği, hakkında verilen tedbir kararlarının yerine getirildiği resmî veya özel kurumları,

Madde 4  (1) Bu Kanunun uygulanmasında, çocuğun haklarının korunması amacıyla;

e) Çocuğun, ailesinin, ilgililerin, kamu kurumlarının ve sivil toplum kuruluşlarının işbirliği içinde çalışmaları,

Merkez İşleyişi

Cinsel istismar mağduru çocuklarla çalışılırken için özel bir yaklaşım sergilenmelidir. Yeni kurulacak merkez, ASP Müdürlüklerinin koordinatörlüğünde; mesleki formasyonun yanında çocuk ihmali ve istismarı konusunda eğitim almış uzman personelin istihdam edileceği çocuk koruma ve rehabilitasyon merkezi’nin oluşturulması gerekmektedir. Çocuk koruma ve rehabilitasyon merkezi işleyişini ASP Müdürlükleri işbirliği ve eşgüdüm içersinde oluşturmalıdır.

Savcılık ifadesi alınmış, soruşturma açılarak ilgili mahkemece danışmanlık, eğitim ve sağlık tedbiri( 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu gereği ilgili mahkemece verilir) altında çocukların Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğünce koruma ve rehabilitasyon amaçlı sevk edilmesiyle merkezde sosyal hizmet uzmanı çocukla ilk görüşmeyi yapar. Çocuğun ailesinin onayı ile merkeze kabulü sağlandıktan sonra koruma ve rehabilitasyon programı başlar.

Çocukların yaşadıkları istismarı açıklamalarında; anne desteği, kandırma ya da baskı yaşamaları, istismarcı ile ilişkileri, istismarın biçimi ve yaşadıkları stres düzeyi gibi faktörler etkindir ve kendiliğinden açıklama yapmaları çok zordur. Bundan dolayı çocuk koruma biriminde, istismarı ihbar eden çocuklarla yapılacak ilk görüşmenin kolay, anlaşılır, açık uçlu olarak tanımlanan sorulardan oluşturularak yapılandırılması gerekmektedir. Çocuklar ile yapılacak görüşmelerin, bu konuda eğitim almış kişiler tarafından, çocuğun dikkatini dağıtmayan ve kendini rahat hissedeceği bir ortamda yapılması büyük önem taşımaktadır.

Merkezde uygulama süreciyle ilgili olarak çocuk koruma biriminde görev yapan ve sosyal hizmet müdahalesi uygulayan uzmanların nasıl bir yaklaşım tarzları aşağıdaki hususları içermelidir.

Öncelikle çocuğa inanılmalıdır. Çocuk “sana inanıyorum” diyen kişinin bunu içten söylediğini bilmelidir. Çocuk kendisini dinleyecek ve istismarın hangi bağlam içinde oluştuğunu anlayacak bir kişinin var olduğunu bilmelidir. Hatta yıllar sonra bile, çocukken istismar edilmiş yetişkinler, kendilerini dinleyenlerin inanmayacaklarını düşündüklerinden bu konuda konuşmakta zorlanırlar. İnanılmama korkusunun gücü göz ardı edilmemelidir.

Kabul etme de çok önemlidir.  Mağdurun kendisini yargılamayan, olaydan tiksinti duymayan birisiyle konuşması çok önemlidir. Bir keresinde mağdur bir çocuk şöyle demiştir: “Keşke tüm çocuklara, içine teyp yerleştirilmiş bir robot verilebilse de çocuklar öykülerini bu robota anlatsalar ve böylece dinleyen kişinin tepkisini görmekten kurtulsalar.”

Bazı insanlar, özellikle çocuklarla olduklarında onlarla duygudaşlık kurarlar, fakat yine de çocuğun öyküsü karşısında şoke olduklarını veya ürktüklerini gösteren vücut hareketleri veya mimikler kullanabilirler. Böyle bir durumda çocuk, dinleyenin öyküden değil, kendisinden ürktüğünü veya tiksindiğini zanneder.

Terapide bir başka önemli öğe, cinsel istismarın bir bağlam içinde ele alınması ve çocuğa, yalnızca bir cinsel istismar kurbanı olarak değil, birçok başka özelliği de olan bir kişi olarak yaklaşılmasıdır. Bu olgu çocuğa verilen terapinin tüm evrelerinde dikkate alınmalıdır. Alternatif bakımla yükümlü kişiler çocuğun benlik saygısını güçlendirmekte, güçlü yanlarını ortaya çıkarıp, pekiştirmekte, onları oldukları gibi kabul edip saygı göstermekte çok yardımcı olabilirler. Bu, kendini kötü ve kirli hisseden, başkasının saygısına layık olmadığını düşünen mağdurlar için çok önemlidir.

Bir başka öğe de mağdurun toplumsal becerileri konusunda yardıma gereksinim duymasıdır. Genellikle toplum içinde yalnız bırakılmışlardır. Kendi yaşlarındaki diğer çocuklarla nasıl birlikte olabileceklerini ve onlara nasıl davranmaları gerektiğini öğrenmelidirler. Kendilerini korumayı öğrenmelidirler. Akranları tarafından kabul görmek için yardıma gereksinim duyarlar. Bu çocuklar çoğu zaman akranları tarafından kabul görmedikleri için, rehber uzmanın bunlarla grup halinde çalışmaları ve onların daha iyi toplumsal beceriler kazanmalarına yardımcı olmaları gerekir.

Mağdurları kalıcı olarak zarar görmedikleri konusunda ikna etmek de çok önemli bir öğedir. Kalıcı bir hasar olmadığından emin olmak için mağdurun düzenli olarak tıbbi muayeneye tabi tutulması gerekebilir.

Suçlamadan kaçınmak verilen yardımda çok önemlidir.  Mağdurlar suçlanmaya karşı aşırı duyarlı olabilirler. “Geçen yaz ne yapıyordun?” gibi doğal bir soru itismara uğradıkları döneme ilişkin olabileceğinden düşmanca algılanabilir.

Eğer mağdurlar şu andaki ilişkilerinde yardım görürlerse yetişkinlere ve diğer çocuklara güvenmeyi öğrenirler. Bu onların mutlu ve bütünleşmiş kişiliğe sahip olabilmeleri için tek yoldur; aksi takdirde bütün ilişkilerinde yeniden istismar edilmeyi beklerler. Mağdurların zamana gereksinimleri vardır ve sağaltımın aceleye getirilmemesi ve onlara zaman tanınması gerekir. Yaşamlarının herhangi bir aşamasında anılar canlandığında ya da cinsel istismardan kaynaklanan psikolojik sorunlar yeniden ortaya çıktığında tekrar yardım alabileceklerini bilmelidirler (Roberts, 1991: 314–315).

 

Psiko-Sosyal Müdahale Yaklaşımı

Krize müdahale modeli sosyal hizmet alanında akut psikolojik bir kriz içerisinde olan müracaatçının endişelerini gidermek ve özel ihtiyaçlarını belirlemek amacıyla kullanılmaktadır. Beklenmedik olaylarla karşılaşan birey veya ailenin fonksiyonelliği olumsuz bir şekilde etkilendiğinde psiko-sosyal müdahale modeli devreye girmelidir. Model, krizi tetikleyen olayın ortaya çıkışını izleyen dört-altı haftalık bir zaman dilimini kapsamalıdır. Sosyal hizmet uzmanı olağanüstü olaya maruz kalan bireye ya da aileye müdahale ederken krize müdahale yaklaşımını kullandığında aktif bir rol üstlenmektedir (Alptekin, Duyan, 2009: 96).

Aile ve bireyin kriz durumu yaşadığı acil durumlarda yardıma muhtaç bireyin sorununun daha fazla travma etkisi oluşturmadan çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Özellikle cinsel tacize uğramış suç mağduru çocuklara, şiddete uğramış kadınlara ve intihara teşebbüs etmiş bireylere müdahale edilirken zarar vermeden onarmaya çalışmak, profesyonel bir yardım anlayışını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle; kriz müdahalesi bazı etik ilkeler ve önemli hususlar dikkate alınarak gerçekleştirilmelidir. Etik ilkeler mesleki çalışmaları düzene sokar ve mesleki yetkinin sorumluluk bilinciyle yürütülmesine yardımcı olur (Aktaş, 2006: 69). Aktaş, sosyal hizmet uzmanının taşıması gereken etik nitelikleri özetle şöyle sıralamaktadır:

  • Uzman mesleki yaşamında yüzlerce yardım çağrısı almış olsa da, her vaka kendine özgü bir özgeçmişe sahiptir. Müracaatçının mesleki yardım almak için ilk başvurusu olabilir, bu nedenle uzman daha deneyimlidir. Uzmanın her girişimi ve sözü müracaatçı için çok önemli ve etkilidir. Bu güç, son derece dikkatli ve rasyonel kullanılmalıdır.
  • İlk görüşmede güven ilişkisi sağlanmalı ve müdahale için gerekli tüm bilgiler alınmalıdır ve müracaatçıya kendini koruyabileceği ya da sığınabileceği önemli kaynaklar hakkında doğru bilgiler verilmelidir.
  • Meslek elemanı görüşmenin sonunda müracaatçının anlattıklarının bir özetini yaparak onun kendi durumunu daha net olarak algılamasını sağlamalıdır.
  • Müracaatçı sorununu uzmanla paylaşmaktan dolayı korku duyabilir. Bu nedenle onun görüşmeden sonra hissettiklerini anlatmasına izin verilmelidir.
  • Meslek elemanı etik olarak kendini de gerçekçi bir şekilde değerlendirebilmelidir. Bazen meslek elemanının, müracaatçının emniyetini sağlayamayacağıyla ilgili kendi korkuları onu kurtarıcı rolü üstlenmeye götürebilir. Ancak “kurtarıcı” olayım derken “kurban da olabilir. Ayrıca kurtarıcı olmaya çalışan meslek elemanı aşırı yönlendirici tutumuyla müracaatçısını kendisine bağımlı hale getirebilir. Bu yaklaşımıyla onun bireysel gelişimini ve güçlenmesini engellemiş olur.
  • Meslek elemanı, müracaatçıya kendisiyle ilgili gerçekçi geribildirimler vermek sorumluluğundadır.
  • Meslek elemanı, müracaatçının aktarılan bilgileri içselleştirmesi ve günlük yaşamına aktarmasıyla ilgili zamanlamasına saygı duymalıdır.
  • Meslek elemanı, müracaatçıyla olan ilişkisinde yönlendirici yaklaşımı kullanmak yerine, “kendi kararını alma ilkesi” doğrultusunda yardımcı olmalıdır (Aktaş, 2006: 69–75).

Rehabilitasyon Hizmetleri

Rehabilitasyon programları sosyal, eğitim, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlerle milli ve manevi değerler eğitim programlarını içerir.

Uygulama sosyal ve kültürel faaliyetler gerçekleştirmelerine imkân tanıyan, kişisel gelişimlerini destekleyen, genci inanç ve değerleri ile gelişimini sağlayarak hayata ve geleceğe hazırlayan programları içerir.

PROJE UYGULAMA SÜRECİ

  • BİLGİSAYAR KURSLARI
  • MÜZİK EĞİTİMİ
  • SPOR KURSLARI
  • KARAKTER VE DEĞERLER EĞİTİMİ
  • KİŞİSEL GELİŞİM
  • GÖRSEL VE PLASTİK SANATLAR
  • DİN VE AHLAK EĞİTİMİ
  • ÇOCUK VE ERGEN RUH SAĞLIĞI DANIŞMA BİRİMİ

PROJE UYGULAMA SÜRECİ!

  • Halkoyunları, İzcilik, Gitar, Org, Keman,
  • Flüt, Bağlama, Bateri,
  • Drama, Satranç, Resim, Masatenisi,
  • Basketbol, İngilizce, Matematik,
  • Kampanyalar, Geziler, İzcilik,
  • Proje çalışmaları ve Çevre koruma faaliyetleri

EKİP

  • MÜDÜR
  • DOKTOR
  • BRANŞ EĞİTMENLERİ
  • PSİKOLOĞ
  • ÇOCUK GELİŞİM UZMANLARI
  • SOSYAL HİZMET UZMANI
  • HİZMETLİ PERSONEL